Kişileri mi özlüyoruz, duyguları mı, hisleri mi?

Kişileri mi özlüyoruz yoksa onlarla birlikteyken yaptığımız faaliyetleri ve o faaliyetler sonucu ortaya çıkan duygularımızı mı? Geçenlerde bunu düşündüm. Pandemi döneminde düşünecek çok zaman oluyor malumunuz..

Tabi pandemi dönemi depresyonu denen bir durum da var. Yeni insanlar tanımamak eski insanların özlenmesine ve o günlerin sıklıkla hatırlanmasına yol açıyor.

Eski sevgiliyi özlemek .. Yine eski sevgililerimden en taze olanı özlediğim bir an idi, kendime onunla yaşadığımız kötü anları hatırlattım ve “itiraf et şimdi olsa yine ayrılırdın” dedim. Ağızdan dökülen saygısız kelimeler, her ay regl dönemi yaklaşırken 1 hafta boyunca saçma sapan konularda yapılan kavgalar, yıpranmalar, aşağı görülmeler vs vs. Bunları unuttun tabi geveze şimdi hep yaşadığın iyi anları hatırlıyorsun derken birden dank etti! Evet evet, ben tam olarak bunu özlüyordum. Kişiyi değil. Yaşadığım anı ve duyguları.

 

Önce kendime bunu nasıl ayırt edebileceğimi sordum. Kriter şey olabilir, sadece son ilişkini değil öncekiler de ara ara aklına geliyor ve özlüyorsan, işte o zaman anlamalısın ki sen kişiyi değil duyguyu/hissi özlüyorsun: Sevilme, sevgi dolu gözlerle bakış atılması, senin sevgi dolu gözlerle birisine bakman, değer verilme, beğenilme-belki de en önemlileri-, sahip çıkılma, sevişme, cinsel uyum ve bunun hazzı, dışarıda sürekli birisi elini tutarak gezme.. İşte bunları özlüyorsun.. Dedim kendime.

Geçmişte bıraktığın kişileri özlemek.. Bunun en önemli sebebi ise pandemi. Bu lanet kayıp dönemde yeni kişilerle tanışamıyor, takılamıyorsun. Boru mu ya 1.5 senedir hayatına yeni birileri giremiyor. İnsanın fıtratına aykırı bir kere, sosyal varlıklarız biz.. Ama bu durum 1 senedir böyle.

Mesela normalde haftada bir gidilen işe geçen 2 hafta sürekli gittik. Yeni iş arkadaşları tanıdım. Birlikte yemekler yedik muhabbet ettik filmlerden konuştuk hükümeti gömdük falan. Kahve içtik, hobilerimizden bahsettik, iş dedikodusu yaptık ve oh be dedik. Bunlar ihtiyaçmış da haberimiz yokmuş. Ve bu 2 hafta sonrasında eskiyi sık sık hatırlayıp hüzünlenme işi rafa kalkmış oldu. İşte çözüm de bu.

Yani insan kendini izole etmemeli, yeni insanlar tanımak için girişimci olmalısınız, ısrarcı, çabalayan. Nasıl 2 kilo vereyim diye her gün koşuyor yürüyorsanız, bunun içinde özel bir çaba sarf etmelisiniz. Yeni bir insan yeni bir dünya. Şu da var ki zorlayıcı olun derken kimyanızın uyuşmadığı kişilerle zoraki takılmayı kastetmiyorum. Zaten insan anlıyor ya, valla bak. İş yerinde 30 kişi ile tanıştım ama aralarından 3 kişinin enerjisi çekti resmen beni. Belli ki bunlarla aynı kafadayız. Enerji uyuşması mı diyeyim ne diyeyim bilemedim ama insan bu insanları ilk 5 dakikada tanıyor, anlıyor. Otomatik oluyor bu.

Sizin bu konuda bir görüşünüz var mı, siz ne düşünüyorsunuz?

Yazı dolaşımı

Exit mobile version