1. Ana Sayfa
  2. İlişkiler-Sevmek-Sevilmek
  3. Karşıdaki Kişinin Gerçekten Hoşlandığını Nasıl Anlarsın?

Karşıdaki Kişinin Gerçekten Hoşlandığını Nasıl Anlarsın?

Geçen ablamlarla bu konuda bir muhabbete girdik. Karşıdaki kişinin sevdiğini anlamanın yolu veya hoşlandığını anlamanın yolu konusu. Bu konuda farklı düşündük. Ben de bir şeyler karalayayım dedim.

Blogdaki yazılarımı okuyanlar beni tanır ama yine de tanıtayım; 29 yaşındayım. 29 yaşındaki çoğu kişi gibi bir çok ciddi ilişki yaşadım. Aralarından üç tanesi epey ciddi idi. Bu ilişkilerin her birinde bir şeyler öğrendim ve deneyimledim. Bana gerçekten epey tecrübe kazandırmış oldu. Artık bir insanı, ki özellikle karşı cinsi, duygusal ve davranışsal olarak daha iyi tanıyordum. Meslek de psikolojik danışmanlık olunca, bu ikisi birleşince, bu konularda kendimi bilir kişi ilan ettim.

Tartıştığımız konu; onun önerdiği, kocasına çok uzaktan da olsa akraba olan bir hanımla ilgiliydi. Ben bu hanımın, ki kendisine ne diyelim.. bulamadım… “hanım kişisi” diyelim, beni gerçekten sevmediğini, bana salt mantık çerçevesinde yaklaştığını, bunu hissedince bir çaba göstermediğimi anlatsam da, ablam, bu hanım kişisinin beni sevdiğini ama benim bir çaba göstermediğimi söyledi. 

Aa bi dk böyle biraz pat diye daldım. Önce bu hanım kişiyle yaşadığım ufak tefek şeyleri yazayım.

Hanım kişisi 29 yaşında, mesleği mesleğime uygun, sülale tarafından “tam evlenmelik, bas nikahı geç” diktesi altında tanıdığım birisiydi. Ona da aynı dikte yapılmakta idi. Aynı şehirde yaşamamız vesilesiyle, bir gün kendisini, yeniköye yürüyüş yapmaya davet ettim. Kendisini aldım ve gittik. Fiziksel anlamda etkilenmemiştim. Kötü bir yanı yok ama zevk meselesi işte ben de herhangi bir etki yaratmadı ama bu yaştan sonra buna takılacak değildim, bazı şeylerin çok daha önemli olduğunu deneyerek acıyla anlamıştım çünkü.(aşağıda bahsettim)

Sonra 10 km yürüdük, epey muhabbet ettik ve orada kafa yapımızın bambaşka olduğunu gördüm. Örneğin en basitinden, bira içmeyi uç nokta, çok büyük bir şey gibi görüyordu, bana göre ise özel günlerde alkol eğlenceli olabilir bir şeydi. Falan filan bu gibi yani. Ciddi ilişki bakımından biraz daha uzaklaşmıştım. Birlikte yemek yedik, evine bıraktım ve böylece dağılmış oldum.

Sonrasında kendisinden bana karşı herhangi bir atılım olmadı. Ben de bu süre zarfında soğudum. Sürekli, bir uzak kadın akrabası ile takılıyordu. Bir de bu sırada, aramızda geçen bazı yazışmalarda trip attı. Şaşırmıştım! Ya daha dur bismillah 🙂

Bu akrabası ise bize hep kaş göz yapıyordu başkalarının yanında. Bir gün sinirlendim ve ona “hanım kişisi benim bacım gibidir” yeter kes şu şebekliği anlamında bir söz söyledim. Ablamın dediğine göre “bacım gibi” dediğim için hanım kişisi benle ilgili o saatten sonra düşünmeyi bırakmış.

Sonra bu hanım kişisi başkasıyla bir şeyler denedi. Yemeğe çıktılar, sık sık görüştüler ama ailesi çocuk kürt diye istemiyor diye onu da kabul etmedi.

Velhasıl kelam ekstra bir şey yaşanmadı. Arkadaşça yazışmalarımız oldu ki hala oluyor. 

hoşlanmak sevmek ilişki sevgi hoşlantı

Bir kişinin sizden hoşlandığını nasıl anlarsınız?

Ablam da bana “o senden hoşlanmıştı ama sen bacım gibi deyince vazgeçti tabi” dedi. Ben de ona “benden hoşlanmamıştı. Hoşlanan insan belirtileri göstermiyordu.” dedim.

Çünkü hoşlanan insan şunları yapar:

1. Hoşlandığını Belli Eder, Hissedersin!

Hoşlanan insan gözlerinden öyle bir enerji yayar ki sana, hmm bu kişi benden hoşlanıyor dersin. Sana onu kesin hissettirir. Bunu gözlerden, konuşmalardan ve davranışlardan kesinlikle ama kesinlikle anlarsın. Bakın bu düşünülecek bir şey değil. 2+2=4 gibi formüllü bir şey de değil. Bu bir his. Onu kesin alırsın zaten.

Bu hanım kişisi ise bana böyle bir his hissettirmedi. Üstüne daha yeni tanışmışız trip atmalar, sert üsluplar falan. 

 2. Hoşlanan Kişi Çabalar!

Hoşlanan kişi senin için bir şeyler yapar, çabalar. Bir bahane bulur senle buluşmak ister, bir bahane bulup sana yazmak ister anlarsın bu çabayı. Çaba yoksa sevgi yoktur, net. Cinsiyet fark etmez. Bana şimdi, yok kadınlar çabalamaz sadece erkekler çabalar, demeyin. Sırf çabalıyor(kendisiyle sürekli ilgileniyor) diye birisiyle ilişkiye girip pişman olan, ayrılan, evlenip boşanan o kadar çok kadın var ki! Ülkemizde sadece erkek çabalar mantığından dolayı işte. 

Yok arkadaş kadın erkek fark etmez, hoşlanan seven kişi karşıdaki kişi için çaba gösterir. Gerçek olup olmadığını, tek taraflı olup olmadığını buradan net anlayabilirsiniz.

Ben bu denemede, kendisini bir yemeğe ve yürüyüşe davet ettim ve gerçekleştirdik. Peki ya sonra? Sonrasında onun bir şeyler yapması lazım. Ya etten püften konularda yazarsın sürekli, ya da bu sefer sen başka bir etkinlik planlar davet edersin. Bu kişi ise hiçbir şey yapmadı ve akrabasıyla etkinlikler yapmaya devam etti. Zaten bu kadar akrabacı kişiler soğutuyordu beni, tuzu biberi oldu.

3. Hoşlanan Kişi Bir Süre Başkasıyla Bir Şeyler Denemez

Gel gelelim kilit noktaya. Bir kişiyle tanıştınız, hafif flört ettiniz diyelim. Sonra bir atılım olmadı iki taraftan da. Karşısınızdaki kişi bu sırada kendisine yürüyen birisiyle (veya fark etmez yürümeyen de olabilir) flört deniyorsa, ilişki olur mu deneyişlerine giriyorsa, sizi sevmemiş sizden hoşlanmamıştır.

Çünkü seven kişinin gözü artık sizden başkasını görmemeli. Gerçekten seviyorsa. Yine cinsiyet fark etmez, bana şimdi kadınlar ilgi ister göstermezsen gider safsatası yapmayın, sevmeyen kadın gider arkadaşım. Seven kalır, ilgiye falan bakmaz(hiç-0- görülmeyen ilgi istisna), gözü başkasını görmez ki zaten. Senin için uğraşır, aklındasındır, yazar sana.

Bu hanım kişisi ise bir ay sonra kendisine yürüyen birisiyle flörtleşti, yemeğe çıkıldı falan. Orada bu deneme, benim için tamamen kopmuş ve bitmişti zaten. Çünkü diğerleri neyse de bu kesindi, benden hoşlanmamıştı.

Bu liste uzar ama uzatmayacağım, yazı uzayacak sonra.

Efendim sonra ben ablama bu size anlattıklarımı anlattım ama o ısrarla benim bir şey yapmadığımı, kız da napsın işte başkalarıyla bir şeyler denediğini savundu. Ben tabi ki deneyebilir ama kız zaten benden hoşlanmamıştı, evlenilecek çocuğum; iş desen garanti, alkol bağımlılığı yok, sigara yok, aile temiz, bas nikahı geç.. O böyle düşündü, tamamen mantık çerçevesinde yaklaştı bana, ki ben de bunu anlayınca zaten çaba gösteremezdim çünkü ben sevmek sevilmek istiyorum dedim. Ablam dedi ki: O da hoşlanmıştı ve hatta bana dedi ki “zorla güzellik olmaz abla boş ver” Ben de ablama dedim ki: hayır işte, seven insan böyle bırakmazdı. Hanım kişisi muhtemelen kendini de kandırıyordu. Gerçek hissini anlayamıyordu, çünkü mantığı aşırı öndeydi.

25 yaşını geçen kadınlarda, ülkemizde böyle oluyor. Efendim ben artık doğuramam, yaşım geçiyor, evde kaldım hissiyle, tamamen mantığı ön planda tutup, çevresindeki en ideal adaya yöneliyorlar. Tabi ki en ideale yönel ama bu vagonun en önünde hep “sevmek sevilmek” olmalı. O yoksa hiçbir şey yok. O yoksa her şey anlamsız. Sonraki vagon ise saygı ve bir sonraki de güvendir. Bana göre.

Enerji Uyuşması

Son ilişkimde anladığım bir şeydi bu. Öyle yok benim kriterlerim, yok benim tipim olayı yalanmış. Hiç de benim tipim olmayan birisiyle -ki ben de onun tipi değilmişim- 2 yıl sürdü ilişkimiz. O ilişki de “benim tipim şu şu şu” olayının fazla iddialı ve boş olduğunu fark ettim. Olay enerjiyle ilgiliydi. 

Kendisini gördüğümde gözlerinden bana gelen acaip bir enerji vardı. Sanırım benden de aynı enerji ona gidiyordu. Yani auraların uyuşması mı desem, enerji bütünleşmesi mi desem ne desem bilemedim ama kelimelerle zor anlatılan ama hissedilmesi zor olmayan bir şey. 

Bu ilişki sonucunda o enerjiyi gördüğüm an tanıyorum artık, bunu öğrenmiştim. Ve henüz kimse de göremedim. Birisinden öyle bir enerji alamadığım zaman ise çok çaba göstermeyebiliyor, uzaklaşabiliyorum. Bu hanım kişisinden de bana gelen öyle bir enerji yok idi.

Ablam da “daha bir şeyler denemeye başlamamıştınız ki, ilişki başlatsanız o zaman oluşurdu” dedi. Ben ise “yok yok yok abla, bu öyle ilişkiye bağlı olan bir şey değil” dedim. Gerçekten değildi. Bir insanı ilk gördüğünüzde anlıyorsunuz o enerjiyi. 

Sonuç olarak kendisiyle arkadaşız. Bir kaç şey planladık hatta, gerçekleştirebilirsek, kamp gezi falan. Ama artık benim için tamamen “friend zone” bölgesinde.

İnsan işte, 30 yaşına varınca böyle şeylerle sık karşılaşıyor. Evlenilme bakımından biraz mantıklı biriyseniz, kişiler duygu muygu boşverip, size tamamen mantık çerçevesinde yaklaşabiliyorlar. Sanırım bu yaşların ilişkilerinin bir sorunu da bu.

 

Yazar Hakkında

yazmakistiyorum'un kurucusu ama o bu platformdan için herkese ait diyor. 29 yaşında sürekli gülen samimi bir kişilik. Düşünün, dayamayıp buralara bu kadar yazan birisi normal hayatta ne gevezedir... En kötü huyu devrik cümleleri. Çoğu cümlesi evet, devriktir. Bu yüzden şimdiden kusura bakmayın der ve ne zaman yazası gelse karalar bir şeyler. Eski bloglara ve blog kültürüne sıkça özlem duyar.

Sence?