Evlenmek ile Doğum Sıranız Arasında Bir İlişki Olabilir Mi?

Evlenmek üzerine bir şeyler karalamak istiyordum uzun süredir. Ama aklımdan o kadar cümle-kelime-fikir geçti ki, tek başına böyle bir yayın çok uzun olur okuyucusu sıkılır dedim. Bu sebeple bir kaç parçaya bölmeye karar verdim. Parçalardan birisini biliyorum, o da şu anki yazdığım “evlenmekle doğum sırası arasındaki ilişki” üzerine.

Alfred Adler‘in bireysel psikoloji kuramı, bireylerin aile içerisindeki konumuna ve doğum sırasına oldukça önem verir. Yani kaçıncı kardeş olduğunuza. Ailenin büyük çocuğu, ortanca çocuğu ve küçük çocuğu ile ilgili veya tek çocuk ile ilgili değişik kişilik özellikleri olduğunu düşünen Adler amca, özellikle “psikolojik doğum sırası” olayına değinmiş. O da şöyle oluyor ki, birinci kardeş ile ikinci kardeş arasında diyelim 10 ya da 15 yaş fark varsa, biz bu birinci kardeşin kişilik özelliklerini büyük çocuk değil de tek çocuk kişilik özellikleri üzerinden değerlendirmeliyiz. Gibi.

Ailenin ilk çocuğuna(en büyük kardeş) çok sorumluluk yüklenir, arkasından gelen kardeşi kıskanacaktır ve bu duyguyu pekiştirir, her yaşında ona sorumluluk yüklerler, dolayısıyla ömür boyu kendinden sorumluluklar beklenen bir çocuk olur.

Ailenin en küçük çocuğu ise adeta ailenin süs köpeği gibidir. Şımartılır, her işini anne baba abla abileri yapıyordur zaten. Parayı da onlar kazanıyordur. Ama onları görür ve rekabetçi bir hal alır bu küçük çocuk. Bu arada anne baba en küçük çocuğa gelene kadar evlat yetiştirme stajını yapmıştır ve artık küçük çocuğu profesyonel bir şekilde büyütür. Başarılı insanlar genelde ya ilk ya da son çocuklardır. Genel olarak son çocuklardan çıkıyor.

Böyle işte.. Adler haklı bence. Ailenin kaçıncı üyesi olduğumuz kişiliğimize epey etki ediyor.

Evlenmenin Kardeş Sıralamasıyla İlişkisi

Peki evlenmek bununla bir ilişkili midir sizce? Bu soru, geçen gece su içmek için uyandığımda tamamen öylesine aklıma geldi, hiçbir sebep yokken.

Ben bekarım, 29 yaşındayım, en küçük çocuğum. Arkadaşlarımın yüzde 90’ı evlendi, evli. 3. Çocuğu dünyaya gelenler var. Ben ise ciddi ilişkilerim olmasına rağmen evliliğe götürme cesareti bulamadım kendimde. İnsanları, evlilik kararını çok kolay vermeleriyle eleştiririm.

Dediğim gibi, ailemde en küçük çocuk benim ve Adler’in bahsettiği küçük çocuk özelliklerinin hepsini taşıyorum. Rekabetçiyim, hırslıyım,  Anne babam diğerlerine göre bana daha çok bağlı çünkü bebekliği onlara  en yakın olan çocukları benim. Hala bebekleri gibi görürler. Herkes kadar çıkarcıyımdır, popüler, sıcak kanlı, eğlenceli, cana yakın bulunan birisiyimdir. Yani küçük çocuk kişilik özelliklerini olduğu gibi taşıyorum.

Ve ayrıca bence küçük çocuklar, anneye babaya daha bağlı çocuklar oluyor. Aile olarak kendi ailesini aile görmeye devam ettiğinden yeni bir aile kurma eğilimi daha az oluyor. Bu sebeple diğer çocuklardaki hemen evlenmeli ve çoğalmalıyım iç güdüsü o kadar da fazla olmuyor. Anne babası yanında rahatlıkla yaşlanabilir çocuklar, ailenin en küçük çocukları oluyorlar.

Ve bu sebeple biz ailenin en küçük çocukları, gerçek manada sevmeden ve sevilmeden, güvenmeden evlenmeyi düşünmüyoruz. Arayışa da girmiyoruz veya daha az giriyoruz. Anne baba tarafından her yaşımızda özenle üzerimizde duruluyor, bakılıyoruz ve bu sebeple bize birisi baksın düşüncesi de oluşmuyor. Anne babamız genellikle annemiz bizi zaten çok sevdiğinden, sevilme ihtiyacı diğer kardeşlere göre daha az oluyor veya annenin sunduğu kadar sevgiyi bulamama durumu oluyor.

Ve ayrıca anne babamız biz en küçük çocukları gözünde asla büyütemediği ve bir birey-yetişkin gibi davranamadığı için, çoğu yönden yaşıtlarımızın altında özellikler sergiliyoruz. Olgunlaşmakta daha güçlük çekiyor, evlilik olgunluğunda  hissedemiyoruz kendimizi. Belki göz ardı edilebilecek şeyleri göz ardı edemiyor, daha kusursuzu arıyoruz. Herhangi bir sorumluluk da hissetmiyoruz bu yönde. Daha çocuksu oluyoruz sanırım. Bu yüzden bekar olma ihtimalimiz daha yüksek oluyor diğer kardeşlere göre.

Tam tersi de geçerli. Kendinden sürekli sorumluluk beklenerek büyütülmüş evin en büyük çocuğu, 20 li yaşlara geçtiğinde, münasip bir eş adayı bulup evlenme ve çoğalma sorumluluğumu yerime getirmeliyim, ailemin beklentisini karşılamalı ve hayat ödevlerimden birisini daha yapmış olmalıyım çabasıyla üniversite veya lise bitirir bitirmez en mantıklı adayla başka da bir şeye çok bakmadan evleniverip geçiyor.

Bunlar benim fikirlerim olmasıyla birlikte etrafımda gözlemlediğim çıkarımlar. Bir gün yüksek lisans yaparsam tez ve araştırma konum olabilir. Bunlar genelleme tabi, her küçük çocuk için geçerli değil. Ayrıca psikolojik doğum sıralamasını da dikkate almalı. Yani üç kardeşsiniz siz en küçüksünüz ama en yakın kardeşinizle aranızda 10 yaş fark varsa, küçük çocuk değil de tek çocuk kişilik özellikleri gösterirsiniz. Bunu da unutmamak lazım.

Yani bakıyorum da, teyzem kendi ailesinin en küçüğü, 50-55 yaşlarında bekar. Arkadaşlarıma bakıyorum, bekar kalanlar ya en küçük çocuklar ya da psikolojik doğum sırasına göre en büyük çocuk olamamışlar.

Gece 5 de susuzluktan uykudan uyanıp, salonda camdan şehrin ışıklarını izleyip su içerken bunları düşündükten sonra, deli mi s.kti seni geveze git yat haydi dedim ve yeni ruyalara dalmak üzere  kendimi yumuşacık yatağıma bıraktım.

Siz çevrenizdeki bekarlardan için bu duruma dikkat ettiniz mi hiç? Bir paylaşımınız olacaksa yorumlar kısmında dinlemek isterim.

Yazı dolaşımı

Exit mobile version