İlişkiler-Sevmek-SevilmekKişisel Yazılarım

Gerçek Bir Ayrılık Hikayesi

Dün sevgilimden ayrıldım sevgili blog.

Buralarda hiç anlatmasam da kişisel ajandam da bolca yeri olan bir ilişkim vardı 1 yıldır. Geçen yılın Ekim’i gibi başladı bir kampta. Sonra her ay bir kez ayrılmalı barışmalı bir şekilde mayıs ayına kadar devam etti. Mayıs ayında ise tamamen ayrıldık(ilk ayrılığımızdan bahsediyorum bundan değil), bir gün sabah uyandığımda tüm platformlardan engellenmiştim.

2si1 arada veya türk kahvenizi yapın okumaya devam edin, yukarıya okurken dinleyebileceğiniz benim yazarken dinlediğim bir parça ekledim, sanırım uzun şeyler anlatacağım.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İLİŞKİMDE YAŞANANLAR(özetle)

İlk ayrılığımızda onu unutabilmek adına, Mayıstan Eylül ayına kadar ege kıyılarını kamp yapa yapa gezdim. Unutamıyordum. Unutmak çok zordu. Hem neden insan ayrılığı eski sevgilisini unutmak zorunda ki dedim. Unutmamaya karar verdim. Çokça hatırladım hatta. Tek başıma kamp attığım ıssız ormanlarda şaraplar içip denize karşı haykırdığım da oldu. Bunların hepsi bir duygusal boşalımdı ve böyle bir hal içerisindeysen gerçekten gereken bir şey bu sevgili blog.

Sonra Ağustos ayı gibi fake hesabımdan stolklarken 3 yaşındaki yeğeninin yanarak öldüğünü öğrendim. Ben de neden hiç paylaşım yapmıyor diyordum. Öğrenince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Çok ağır bir şey bu çok. Üstelik onun çalıştığı hastaneye getirmişler onun minnak yanık bedenini. Tanrım! Ne ağır bir travma. Bunu görür görmez yanında olmak istedim, hemen o an, adanadan onun yanına izmire gitmek istedim. Ama ayrıydık işte. Sadece bir mesaj atabildim. İhtiyaç olduğunda gel demen yeterli çok üzüldüm dedim. Teşekkür etti. Sonra ara ara olan yazışmalarımız başladı.

Eylülde evime, İzmir’e geçtim. 4 Eylül’de ertesi gün evime gelmek istediğini söyledi.

Beni bir heyecan sardı ki sorma. Yemek yaptım, pasta yaptım falan. Aklımda deli sorular. Oğlum geveze bak sakın ha tekrar ilişki başlatma, hoşlandığın bir arkadaşınmış gibi ol. Sevişme olacaksa hayır deme ama ileriye de götürme, papaz her gün pilav yemez, defalarca kez ayrıldınız, şimdi tam unutuyorsun artık tekrar girme bu olaya, elini sobaya tekrar değdirmekten korkan bir çocuk gibiydim. Sevmekten sevilmekten öyle korkmuştum ki.

Sevince dehşet seven bir “Oğlak”ım. Gerçek severim. Bunun altını çiziyorum çünkü bence günümüz insanı gerçek sevmiyor. Hafif bir hoşlantıyla ilişkim olsun maksat diyerek başlıyor ilişkiye. Özellikle kadınlarda sevgilisiz olmak yani “boşta olmak” düşük benlik saygısına sebep oluyor ve kendi aralarında bu bakımdan bir yarış var. Erkeklerde ise çavuşu benim haricimde okşayan birisi olmalı veya elime bir kız eli değsin ele güne karşı yalnız kalmayalım durumu hakim. Gerçekten severek ilişki yaşayanlar ciddi manada az. Millet aşıkmış gibiyi çok iyi görünüyor.

Bende bu durum böyle olamıyor. İstesem de sevmediğim birisine seni seviyorum sensiz yapamam falan diyemiyıorum. Yapmacıklıklar dünyasında yapmacık olamıyorum. Bu sebeple 28 yıllık hayatımda 3 sevdam oldu, o kadar. Bir arkadaşım 20.sevgilisinde misal şu an. İşte bu durumlarda ben böyleyim, bunun anektodunu düşmek istedim. Bir saniye durun yeni bir şarkıyla devam edelim ve gideyim kahvemi alayım bende, izninizle…

 

…..

..

..……..

..…………….

geldim..

 //////Arka planda  da kısık tonda şu./////

5 Eylül Akşamı Heyecanı..

Sonuç olarak 5 Eylül’de geldi. Çok pis heyecanlandım. Sanki ilk defa görüşecek gibiydik. Karşıladım. Acaip kilo almış geldi ama o sıcak gülümsemesinden bu durum gözüme görünmemişti. Yemek yedik direkt. Harikasın ya neler yapmışsın, bunu nasıl yaptın ya sen neysin böyleler ile geçti ilk muhabbetler. Sonra yaz ayımızı, ayrılığımızı sorduk. Onun da benim de hayatıma başka birisi girmemişti. İçten içe mutlu olurken aynı zamanda Geveze bak yine bok yoluna gidiyorsun diyordum kendi kendime.

O gece seviştik. Nasıl sevişmeyelim ki. Birbirimizi o kadar derinden çeken bir ten uyumumuz vardı ki karşı koymak imkansız.

Eylül’ün son haftasına kadar canımsız bitanemsiz sadece yazıştık, 1-2 kez ben ona gittim 1-2 kez o bana geldi. Sonuç olarak O: “ilişkiyi devam ettirelim bak böyle şeylere rastlamak bulmak herkese nasip bir şey değil” dedi.Kafam çok karışmıştı. Evet gerçekten böyle bir seven de seveceğim birisine rastlamam + diğer şeylerin(meslek, kültür falan) bu derece yakın uyumlu olması kolay olmayacaktı. Ama olmayacaktı da biliyordum, hissediyordum, hislerim çok güçlüdür genelde.

Neden Bizden Olmayacağını Düşünüyorum? Neden Olumsuzum?

Neden Geveze neden, iki değer verilmiş şımardın mı sen de diyebilirsiniz..

Birincisi ve en en önemlisi özel bir durum var. Burada bile açık açık yazamam okuyanlar anlasın, çok özel bir yönden evlilik için aradığım bir tabu onda yok diyelim devam edelim.

İkincisi özellikle mens dönemlerinde saygısız, dominant bir tutuma giriyor ki böyle bir tutumla her ay düzenli yapamam. E bu her kadının o döneminde olur demeyin bu başka. Yani sizi yerin dibine sokuyor, öz saygı falan kalmıyor.

Öz saygı demişken kendisi bana saygı duymuyor, mesleğime de duymuyor. Ona göre bir öğretmen parçasıyım. Sanırım gözü doktorlar mühendislerdeyken bir öğretmeni sevmiş işte.

Öğretmen demişken ben 9-15 çalışıyorum o 7-17. Bu da uymuyor. Şimdi küçük görünse de ileride büyük sorun oalcak. Benim bir yılda 80 gün tatilim var onun 20. Bunlar belki 20-23 yaşındaysanız buna mı takıldın be diyeceğiniz ama 30 lu yaşlara yaklaştığınızda önemini kavradığınız şeyler oluyor.

Üçüncüsü ise seviyorum ama fiziksel olarak çok beğenmiyorum sanırım. Bir kere fiziksel tek kriterim beyaz tenli olması idi. Kendisi esmerin esmeri. Bana esmer derler benden esmer. Seviyorum ama fiziksel olarak bazen gözüme batan şeyler oluyor ve bu durum beni rahatsız ediyor, içten içe kendime, beğenmiyorsan kızın zamanını ne çalıyorsun diyorum. Benden oldukça büyük gösteriyor misal. Gerçekte benden 5 ay büyük ama yan yana geldiğimizde aramızda 7 yaş var gibi. Hastanede ameliyat oldum, hemşire diyor ki ablanız yardımcı olur zaten. Dedim ablam değil sevgilim.. falan filan.

Bu arada ben de onun fiziksel olarak aradığı birisi değilim ve bunu sık sık dile getirir. İnsan kendine şu soruyu soruyor: Hayatıma alacağım insan illa fiziksel olarak tam o aradığım kişi mi olmalı? bu ne derece önemli. Hala bunu soruyorum ve kendisini bu kadar sevdiğime göre olay  fiziksel değil sanırım..

Bunlara ek kültürümüzün uyuşmayan yanları var. Evleneceğim kişiye göre fazla rahat. Yani ben yokken bir erkek arkadaşıyla baş başa bir şeyler yapmayı planlayıp bana anlatabiliyor mesela. E ben Adana’da büyüyen bir erkek olarak, bunu nasıl kabullenebilirim.. Bu bakımdan bu kadar rahat olmasını istemezdim. Şubatta ayrılmamızın sebebi bir erkek arkadaşıyla dışarda bir kafede baş başa şarap içmesiydi, ben istanbulda yani izmirde değilken bir de çocuğu tanımam etmem hani. Bu yüzden ayrılmış ama yine de devam etmiştik . O bir daha böyle bir şey olmayacağını söylemişti.

Peki bir insan gerçekten değişebilir mi.. yoksa yedisinde neyse yetmişinde odur sözü doğru mu.. Bir insan ne kadar özünden sapabilir.. Daha önceki ilişkilerimdeki acı sonuçlara göre.. hiç…  bir süre kaçmış görünür ama “bir insan ne ise odur”.

Saygı duyuyorum ama bana gelmeyecek karakter/kültür özellikleri bunlar. Ben bir ölçüde genişleyebilmiş bir adanalıyım(bu arada 13 yaşımda adanadan çıktım bir daha girmedim, klasik Adanalılarla alakam olmamakla birlikte adanalı olduğumu duyanlar şaşırırlar, tipik adanalı olmak ayıp diye yazmıyorum bunu adanayı çok çok severim, sadece ben böyleyim, gözünüzde canlandırdığınız adam bakımından yazıyorum.) yani ama leğen de değilim arkadaşlar.

Neyse günümüze gelelim..

Ayağım kırıldı ve ameliyat oldum. Bu durumu bir yazıda dile getirdim tıklayıp yan sekmede açıp tekrar buraya gelip sonra bir ara onu okuyabilirsiniz.

1-6 ekim arası “o” eve gitmedi resmen. uyumadı hep yanımda kaldı refakat etti sonra gündüz işine geçti sonra tekrar geldi. Bir kaç kişiyi araya sokup ameliyatımı erkene çekti falan yani dehşet fedakarlık yaptı. Tamam dedim daha bu kız ne yapsın. İlişkimiz adam akıllı o zamanlar tekrar başladı.

Ameliyat sonrası abimle birlikte onun evine gittik. Ben yatalağım, ayak bileğim dizime kadar alçıda, ameliyattan çıkalı 5-6 saat olmuş damar yolum hala açık, dehşet ağrılarım var. O günün akşamına bir kaç kız arkadaş ziyaretime geldi veee ertesi gün bu sebeple dehşet tartıştı benimle. Aslında her şey normaldi ama mens dönemindeydi yine. Abimin yanında bana bağırdı çağırdı, kes sesini, seni balkondan sallandırırım tarzı şeyler söyledi. Yerin dibine girmiştim. Bu derece bir saygısızlık görmemiştim. Tartışma sonrası onlar eczaneye gittiler. Ben ise sinirimden + acımdan ağladım.

Sonrasında özür diledi, haklısın dedi bir daha asla dedi ama yaşananlar silinmiyor be blog. Kalıyor orada.

Ben yine de ilişkiye devam ettim. Çünkü bu sefer öyle kolay ayrılmayacaktım. Artık ayrılırsam devam etmeyecektim. Zorlayacaktım. Artık öyle kolay kaçmak yok idi. Bakın yukarıda yaşanan olay benim hayatta katlanamayacağım bir saygısızlık. Katlandım. Düzelir değişir dedim, yanıldım…

Bile bile lades…

Diğer mens döneminde de kan kusturdu. Ayrılığın eşiğine geldik üstelik bu sefer babamın yanında. Yine ayrılmadık.

Bu sonuncu mens döneminde ise beni bir arkadaşının eşiyle kıyasladı. “falanca kişi eşini işten alıp işe bırakıyormuş????” yazdı. Alındım bu duruma. Kıyaslamak nedir ya kaç yaşındayız banane başka bir adamdan. Bende alındığımı belirten uzun sitemli bir mesaj yazdım. O ise bu mesajıma alay ederek yanıt verdi. İpler bu sefer kopmuştu bende. Dedim ki oğlum geveze bundan sonra bu durumları onla konuşma. Kendi içinde karar ver sen ne yapmak istiyorsun. Bunu konuşsan da düzelecek bir şey değil sonuçta.

2 Hafta konuşmadım, o aradı açtım canımlı dahi konuşmadan kapattım ama o da bunu umursamadı. Bir konuşmasında senin böyle yapmalarına aldırmıyorum artık diyordu. Bir konuşmasında da hafiften söyledim “mens döneminde herkes farklıdır ben böyleyim beğenmiyorsan kapı orada” lı bir cümle kurdu, tamam dedik kapattım ama 1 saat sonra sanki hiç öyle konuşmamışız gibi aradı canım napıyorsun diye konuştu. Oysa ben ciddi idim ve benim için ciddi bir konu idi. Umursamadı. Bir daha da paylaşmayacaktım.

Cuma günü bana gelsene dedi. Gidesim yok idi. 2 haftadır görüşmediğimiz halde özlememiştim ilk defa. Hastalık psikolojisi beni sarmışta olabilir bilmiyorum. Bu ayak kırılması psikolojik açıdan cidden zorlu bir süreç çünkü.

Şuraya tam durumumu anlatan Nil İpek’in sanki bize özel yazdığı bir parça sıkıştırayım.

Ama ona gitmeye karar verdim. Şaraplardan birini getirsene dedi. Dedim annem babam evde onların gözü önünde şimdi nasıl olur ki.. bunu yazdım diye aradı azarladı yine beni. Arkadaşlar ve sayın blog; bende azarlamasını bilirim ama karşımdaki bir kadın. Karakterim cidden müsaade etmez buna. “Kocaman adamsın annen babandan izin mi alacan bir de ne demek ya getiremem falan” dedi.

Arabaya bindim gidiyorum “o”na ama arabada yüzüm düşük, içim sökük, içimden sürekli ayrılık konuşmaları yapıyorum işte diyorum “bak arkadaş ben böyle azarlanmalarla saygısızlıkla yapamam, olmaz, hayatımı birleştiremem” daha neler neler. Sonra ona vardım. “Ne oldu sende bir farklılık var büyümüşsün sen ya falan” dedi. Sebebi içimdeki fırtınayı görmemesi.

Fakat ayrılmayacaktım işte. Öyle karar almıştım başlarken. Zor ayrılacaktım ama olacaksa tam olacaktı.

O gün ve ertesi gün sabah yine efsane sevişmelerimizi yaşadık. Dünya duruyordu o anlarda. Ben iyi yönleri görmeye odaklandım. Sarıldım öptüm falan. Bir yandan içimden diyorum bak geveze görüyorsun böyle bu yönlerden de tamam diyeceğin kişiyi nereden bulacaksın. Sonra kendime diyorum “bulmak zorunda mıyım? Ben pekala da yalnız mutlu olabiliyorum”..

Kendimle içten içe cebelleşirken sabah 15 gibi yatakta buralara yazamadığım özel konuya bir gönderme yaptım. Alındı. Bana “sen evine git istersen” dedi.

Bakınız bir Oğlak’a gururuna dokunucu bir şey söylerseniz kaybeden siz olursunuz. Böyle bir evden kovma sonucu yüzsüzlük yapamaz oğlak.

Kalktım hazırlandım. Her şeyimi ondaki kıyafetlerimi falan da topladım. Bunu görünce “Bir daha gelmeyeceksin sanırım” dedi. “Bilemiyorum” dedim.

Sonra ben kapıya yöneldiğimde evden getirdiğim şaraba baktım. “Bir arkadaşınla içersin” dedim. Kapıya vardığımda beni durdurdu. “Dur gitme tamam gel konuşalım” dedi. Ben de “bu konuşunca değişecek bir konu değil ayrıca bana git diyorsan giderim” dedim… “Tamam gel” dedi. Ben: “ben herhangi bir tartışmada seni evimden kovdum mu bunu nasıl söylersin” dedim. 10 dakika kapıda geçti. “Ayakların betona basmasın hasta olursun” dedim, içeriye geçtim yine.

Orada beni durdurmasa belki de ayrılmayacaktık bilmiyorum. Gerçi bana göre bugün olmazsa yarındı. Bir insan belki sevgisizlikle yaşayabilir ama saygısızlıkla asla.

İçeri geçtiğimde konuşmaya başladık. Önce sarıldı öptü beni. Sonra nedense “ben bu kiloları vereceğim” falan dedi. Dedim “kilo alınır verilir önemli değil ama saygısızlık alınıp verilebilen bir şey değil” …

Bacaklarını açarak adeta bir erkek gibi oturdu yanımdaki sandalyeye, dominant mod on! Saçını da topladı ki sormayın.

Burada yazdığım bir çok şeyi söyledim. “2-3 Haftadır mutlu olmadığımı ve mens dönemlerinde ayrılığın eşiğine gelmekten bıktığımı” söyledim, “ben böyleyim işte herkes farklı atlatıyor bu dönemi” dedi. Dedim saygısızlık yapmanın önüne mens dönemini koyup bundan kaçamazsın. Kabul etmedi, ne yapıyorum da saygısızlık yapıyorum falan dedi. Açıkladım, “o gördüklerin filtreli hali iş yerinde yaptıklarımın yüzde 10u falandır” dedi ben ise “bu bende bir şeyi değiştirmez saygısızlık saygısızlıktır, yarın bir gün evlensek çocuk olsa bu şimdiki sevgi kalmayacak belki ama saygı baki ve o sende bana karşı yok” dedim. Sonra daha da sinirlendi  “sen hep kendi bakış açından bakıyorsun sen mükemmel misin”  dedi. “Sana yaptığım fedakarlığı ömrümde kimseye yapmadım ” dedi ve başladı yaptığı fedakarlıkları anlatmaya.

Bak sevgili blog! Yaptığın fedakarlıkları bir bir anlatırsan o fedakarlıkların artık karşıdakinin gözünde değeri yoktur yaz bunu bir köşeye.

Yahu ben fedakarlıklar yapmadım mı! Sakat ayakla ev aradım seke seke(ayağı kırılanlar o ayağın yere doğru bakmasının dahi nasıl acı bir şey olduğunu bilirler bırakın sekmeyi) , kendi ailesi gelmedi ben annemi babamı aldım geldim evini temizledik, kaza yaptı seke seke tek başıma koştum yanına, 4500 tl tutan araba masrafını 30 dk dil dökerek 4000e indirdim ki 100 tl ye bile ihtiyacı var şu dönemde,, ayrıca ekside olmama rağmen 1600 tl gönderdim,… bu şimdiki evini sırf görmek için hani yanında olayım diye tek ayak seke seke 50-60 merdiven çıktım indim falan. Yataktan çıkılmaması gereken bir dönemde kilometrelerce yol gittim yanına. Bunları sadece burada yazıyorum. Bir tanesini bile söylemedim o ayrılık tartışmasında. Söylemem de.

Bir de bana “ben de bir daha cebinde akrep olan birisiyle olmam, yerinde olsam 200-300 değil mi ya borç bulur sevgilimi yemeğe çıkartırım 2 aydır bir yemeğe bile çıkartmadın” dedi. Yahu 2 aydır birlikteyiz 1.5 aydır ayağım sakat, ameliyat sonrası gecelerce ağrıdan ağladım ben. Param olmasa sana borç olmayacak şekilde neden 1600 tl vereyim. Kadın arkadaşlar, hiç kusura bakmayın, gerçekten sizi anlamak çoğu zaman çok güç.

Yazıyı çok mu uzattım ne.. İşte bu son tartışmada yine bana “kes sesini” “siktir” gibi kelimeler kullandı. Ben ise sustum, sessiz kaldım, belki de sessiz kalmam zoruna gitti sinirlenmemi bağırıp çağırmamı istedi,  “son konuşmamız bu çünkü ayrılıyoruz bu sefer, demek ki olmuyor” dedim. O da “evet doğru” dedi. “Bulunmaz hint kumaşı değilsin ya neymiş arkadaş 5-10 ay üzülürüm sonra elbet biri çıkar devam ederim hayatıma” dedi. Sinirden söylüyordu, gözlerinden yaş geliyordu. “Sen de benim hayalim değilsin benim hayalim bu değil yeter ya hep bir olumsuzluk yok şu yönünle yapamam yok bu eksik yok mesleğinin saatleri benimkiyle uyumsuz yeter tamam bitsin madem.” falan dedi. “Tamam” dedim. Kalktım ayağa. “Dur bir Türk kahvesi yapayım içelim öyle git” dedi. Sanki romantik bir filmin oyuncusu gibi hissediyordum Zaten hayat bir oyun değil mi? Sahnesi gerçek olan tek kısım ise ölüm. Neyse içtik kahvemizi, o esnada bu tarz konuşmalar devam etti.

“Sen 4 ay sonra bulursun birisini” dedi. “Hayır o kadar kısa sürede yeni birisini sevemem. Bulmak zorunda değilim rastlarsam da hayır demem ama kendim arayışa girmem” dedim. “Asıl sen bulursun evlenirsin” dedim. “Valla ben artık evlenmek istiyorum bulursam evlenirim” tarzı bir şey söyledi. Arada mesleğim ile dalga geçti yine. Ama artık acıtmıyordu.

Unutma blog: Kişilerin asıl düşünceleri ayrılık esnasındaki konuşmalar da çıkar ortaya, gerisi rol yapmadır genelde.

Sonra kapıya yöneldim. Yüzünde, bu cümleleri kurmuş olmanın, belki de ilk defa saf haliyle iç düşüncelerini bu kadar çıplak bir şekilde paylaşmış olmanın pişmanlığı vardı. Özür dilemek istiyordu ama dilemeyecekti.

“Birlikte çıkalım evde durmak istemiyorum arkadaşlarıma gideceğim” dedi. Evde unuttuğum bir şey kalmamasına dikkat ettim, zaten bu yeni evi de epey yabancı gelmişti bana.

Çıktık, o arabasına binmek üzere yöneldi. Arabalarımız arka arkaya. Durdum. Yüzüne baktım. “Hoşça kal” dedim.

Arabama binerken yardım edeyim mi(baston kullandığım için) dedi. Gerek yok dedim. Bindim, hızla yanından geçtim. Gittim. Gitti.

Yolda 2 kez karşılaştık. Koca izmir trafiğinde 2 kez. Çevre yolunda arkamdaki arabanın o olduğunu anladım. Sağ sinyal verdi döndü, ben ise düz gittim. Somut olarak o an yollarımızın ayrıldığını hissettim.

Aileye bu durumu haber verme ve sonuç..

Sonra 2 saat yolculuk ve evime geldim. Annem babam evdeydi. Onlara iki haberim olduğunu birisinin kötü diğerinin iyi olduğunu söyledim. İyi olandan başla dediler. Telefonlarından onun numarasını sildim önce. Bilirim annem arar konuşur dayanamaz. Önce engelledim sonra sildim.

İyi haber artık seksem de desteksiz yürüyebiliyorum dedim ve yürüdüm. Sevindiler canlarım. Annem alkışladı falan. Oturdum, şimdi kötü haber dedim, “o”nunla ayrıldık dedim. Annemin yüzü çok düştü, babam da hadi be dedi. Çok alışmışlardı ona. Annem babamla arası çok iyiydi. Onlara “bu konuyu hiçbir şekilde konuşmayalım, kendi aranızda dahil konuşmayın, sebep sormayın” dedim. Tabi dediler.

Tüm sosyal platformlardan engellerken baş parmağım titriyordu hüzünden. Çünkü özellikle o baş parmağı çok tatlı bulup sürekli öper severdi.. . …

Sonra saat 20:00 olmasına rağmen bizimkilere ben yatıyorum dedim. O gün, yani dün 07.12.19, hiçbir şey yiyemedim. Bugün de öyle, canım bir şey yemek istemiyor. İki bira aldım yatağıma geçtim. Günlüğüme onun yazdığı kendisinin şeyleri okudum, ben de onunkine yazmıştım. Yine övmüş beni, bu çocuk harika ya şu dudak kıvrımı şu tatlı parmakları falan yazmış. Kötü oldum. İçtim, çakır olmak istedim. Eminim o da ona getirdiğim 3 yıllık şarabı içiyordu şu saatlerde. Sonra mum yaktım, şarkı açtım. Düşündüm, kötü oldum yine düşündüm, ağladım sildim gözyaşlarımı. Mumun ateşini izleyerek uyudum.

Doğru mu yapmıştım.. Ne olacaktı bu halim benim.. Ben bir dikiş tutturamayacak mıydım bu bakımdan. Önceki kız arkadaşımla 4 yıl çıktık. 4.yıl aldattı beni ve o aldattığı kişiyle 4 ay sonra evlendi. Kendime evlendirme dairesi gözüyle bakıyordum zaten. Şimdi “o”nun da başkasıyla evlenmesini kaldırabilecek miydim? Bu yaptığım ya hayatımın yanlışıysa.. Hiçbir ilişki mükemmel olmayacak ki dedim kendi kendime. Ama yok ya saygısızlık ve bu dominantlıkla nereye kadar diyordum bir yandan da. Evlensek muhtemelen boşanırız diyorum.. Sonra diyorum belki de ben evlilik hayatına uyumlu bir insan değilimdir.. Belki de..

Ama sevmeden sevilmeden de hayatın bir anlamı olmuyor ve 30lu yaşlara yaklaştıysanız artık aklınızın bir ucunda hep evlilik oluyor ve evlenme ihtimalinizin olmadığı ilişkileri istemez oluyorsunuz. 20li yaşların başında olsam bu olayı bu kadar önemsemezdim tabi ki. Ama sonundayım.

Gerçi bu Ceren Özdemir cinayetinden sonra şu dünyaya hele de bu ülkeye çocuk getirilir mi be..  oldum ve evlilikten de uzaklaştım.

Aklım onda şimdi hep. Sabah akşam onda. Hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Beni o kadar tatlı ve içten seviyordu ki neredeyse anne sevgisi kadar vardı.

Üstelik intihardan bahsetmişti, yani farklı bir konudan ötürü ama bahsetmişti. Ya kendine bir şey yaparsa düşüncesi beni yiyip bitiriyor. Engellediğim whatsappdan sürekli engeli kaldırıp son görülmeye bakıp kapatıyorum. Beni dehşet seviyordu ya, ömrümde o kadar sevilmedim. Tabi ki sadece o değil ben de çok seviyorum ama benimkinin düzeyi 8/10 ise o 10/10 hani.

Son gece bu yeni taşındığı evden korktuğunu(apartmanda tek çünkü) ve Ceren’in ölümünden etkilendiğini korktuğunu yalnız kalmak istemediğini söylüyordu. Bu korkuyla onu tek bırakmak o kadar koyuyor ki bana! Ama sırf bu yüzden de dönemiyorsun işte. O kadar dönmek istiyorum ki! Öyle zor durduruyorum ki kendimi. Hadi diyorum beni yabancı bir numaradan ara, çağır, korkuyorum gel de gelirim.. Her bildirimde telefona hızlıca heyecanla bakıyorum. E o zaman neden ayrıldın demeyin..

Çünkü bir ilişki 4 ayaklı bir masaya benzer.

Bu ayaklar sevgi, saygı, güven ve cinselliktir. Bir ayak olmazsa diğer üç ayağa rağmen o masa çöker.

İşte onda saygı yok idi. Bunu da hissettiriyordu. Masadaki diğer ayaklar çok sağlam ama işte bir ayak eksik olunca nafile.. Şimdi ben o sağlam üç ayağın varlığını düşündükçe yerimde duramıyorum. Olay bundan ibaret.

Ama durmalıyım. Kalbi susturmalıyım. Konuşma sırası mantıkta. Bir süre beyin ile kalp mücadele edecek. Ama işte bu yaşlarda beyni dinlemeye başlıyorsunuz. Çünkü önceki deneyimleriz de kalbi dinlemeyi denediniz ve tam da kalpten hançerlendiniz. Bazen sırttan bazen kalpten ve bu yaşa gelene kadar beyninizi/mantığınızı dinlemenin gerekliliğini acı şeyler yaşayarak gördünüz.

Benim için çok zor günlerin başlangıcındayım. O dayanamaz gelirse belki tekrar devam ederiz ama hala bu yolun sonu ayrılık olduğunu düşünüyorum, düşünürüm, düşüneceğim. Çünkü İnsan(benim için O) ne ise odur.. Değişmez. İstese de.

Buraya kadar okuyan muhtemelen olmayacak ama hiç önemli değil. Bunları ileride kendi kendime okusun çıkarttığı dersleri unutmasın diye yazıyorum. Okuyan olursa da yorumla iki kelam görüş düşünce veya kendi yaşadığı anısını deneyimini paylaşsın lütfen.

Etiketler

Geveze

Düşünün, dayamayıp buralara bu kadar yazan birisi normal hayatta ne gevezedir ha... En kötü huyum devrik cümlelerim. Çoğu cümlem devriktir. Bu yüzden şimdiden kusura bakmayın :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün